REKABET KURALLARI

 

         Pazar ekonomisinin tam adı "Serbest Pazar Ekonomisi"'dir. Ancak, buradaki "serbest" sözcüğü tam bir başı boşluk anlamında kullanılmamaktadır. Gerçekte pazar ekonomisi modelinin gelenekleri, kurumları, kuralları, disiplini, piyasa mekanizmasının uygun işleyişi, iş ve çalışma ahlakı gibi unsurları vardır. Bu unsurların eksikliği Türkiye'de serbest pazar ekonomisinin uygun biçimde işleyip olumlu sonuçlara yol açmasını önlemiştir (Kılıçbay, 1999: 116). Ülkemizdeki ekonomik sistemin pazar ekonomisine ve rekabet ilkesine dayandığı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un Genel Gerekçesinin ilk paragrafında da açık bir şekilde belirtilmiştir:

 

            “Temel yapı ve unsurları itibariyle bugün ülkemizde varolan ekonomik sistem, piyasa ya da pazar ekonomisidir... Buna göre; ekonomik birimlerin yönlendirilmesi ve koordinasyonu, arz ve talep miktarının belirlenmesi, malların fiyatlarının oluşumu, fiyat, miktar, kalite ve diğer şartlara ilişkin bilginin elde edilmesi gibi temel ekonomik fonksiyonlar piyasalarda gerçekleşmekte ve piyasalar tarafından belirlenmektedir”.

 

            Türkiye'de pazar ekonomisinin işlemesi ile ilgili en önemli sorun rekabettir. Rekabet ve fiyat mekanizması şartı, alıcı-satıcı sayısının çokluğunu ve bunların hiç birisinin fiyatlara etki yapacak güce sahip olmamasını da beraberinde getirmektedir. 24 Ocak 1980 Kararlarına kadar olan dönemde, geniş ölçülerde başvurulan uygulamalar olan korumacılık ve teşvikler, ülke genelinde piyasaların tekelci özellikler taşımasına neden olmuştur. Pazara hakim olan firmaların fiyatları, piyasa ya da talep koşullarından bağımsız olarak belirleyebilmeleri, ülkemizdeki sınai üretim piyasalarının gelişmesini engelleyici bir faktör olmuştur.

 

            Türkiye'nin Avrupa Birliği ile iktisadî bütünleşme hedefine yönelmiş olması ve bu süreçte üstlendiği yükümlülükler, Avrupa Birliği ile uyumlu bir rekabet mevzuatı oluşturulmasını gerektirmiştir. Türkiye'de rekabetin korunması meselesi aslında bir anayasal zorunluluk olarak düzenlenmiştir. Anayasamızın 167. maddesinin bu konuyla ilgili hüküm içerdiğini görüyoruz. Bu hükümde "Devlet; para,kredi,sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır; piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler" denilmektedir. Bu anayasal hüküm ancak 1994 yılında çıkarılan 4054 Sayılı rekabetin Korunması Hakkında Kanun ile aradan uzun bir süre geçtikten sonra hayata geçirilebilmiştir.

 

            Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 1. maddesinde yasanın amacı "mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenlemeleri ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamak" şeklinde belirtilmiştir. Burada, esas korunması hedeflenen amacın ekonomik verimlilik olduğunu görüyoruz. Ekonomik verimliliğe aykırı olan piyasa davranışları yasaklanmış ve iç piyasalarda rekabetin sağlayacağı ekonomik verimlilikten toplumun azami fayda elde etmesi hedeflenmiştir. Bu amacın gerçekleştirilmesine yönelik olarak yasa kapsamındaki işlemleri üç ana grup altında toplamak mümkündür:

·         Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde mal ve hizmet piyasalarında faaliyet gösteren ya da bu piyasaları etkileyen her türlü teşebbüsün aralarında yaptığı rekabeti engelleyici, bozucu ve kısıtlayıcı anlaşma, uygulama ve kararlar;

·         Piyasada hakim durumda olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanması;

·         Hakim durum oluşturmaya veya mevcut bir hakim durumu güçlendirmeye yönelik ve bunun sonucu olarak rekabeti önemli ölçüde azaltacak birleşme niteliğindeki her türlü işlemler.

 

            Yasanın çatısını oluşturan ve yasaklayıcı hükümler içeren 4, 6 ve 7. maddelerin getirdiği düzenlemeler teşebbüslere yöneliktir. Teşebbüs, yasanın üçüncü maddesinde, "Piyasada mal veya hizmet üreten, pazarlayan, satan gerçek ve tüzel kişilerle, bağımsız kararlar verebilen ve ekonomik bakımdan bir bütün teşkil eden birimler" olarak tanımlanmıştır. Yasanın uygulamasında kamu teşebbüsleri ya da özel teşebbüsler arasında herhangi bir fark gözetilmemiş kamu teşebbüsleri için bir ayrıcalık getirilmemiştir. Rekabeti sınırlayıcı anlaşma ve diğer uygulamaların kamu teşebbüslerince gerçekleştirilmesi durumunda, bu teşebbüsler de yasanın hükümlerine muhatap olacaktır.

 

            Yasayı uygulamakla ise, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 27. maddesi Rekabet Kurulu'nu görevlendirmiştir. Bu maddeye göre, Rekabet Kurulu'nun rekabetin korunmasıyla ilgili olarak dört ana görevi olduğu anlaşılmaktadır:

i)                    Türkiye'de her türlü tekelleşmenin önlenmesi;

ii)                   Mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaların, piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarının önlenmesi;

iii)                 Rekabetin korunmasını sağlamak üzere gerekli düzenlemelerin ve denetlemelerin yapılarak öngörülen yaptırımların uygulanması;

iv)                 Türkiye'de etkin bir rekabet düzeninin sağlanması. Rekabet Kurulu, yukarıdaki görevler çerçevesinde, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'da yasaklanan faaliyetler ve hukuksal işlemler hakkında, başvuru üzerine ya da kendiliğinden inceleme, araştırma ve soruşturma yapma ve bu soruşturma sonucunda yasa hükümlerinin ihlal edildiğini saptarsa, bu ihlallere son verilmesi için gerekli önlemleri alarak sorumlulara idarî para cezaları uygulama hakkına sahiptir.

 

© 2011 Byaz.eu | Tüm Hakları Saklıdır.

Hakkımızda| Referanslar | iletişim